Apart Sempozyum Video Gösterim Çağrısı
Video Gösterim Çağrısı
Günümüzde –yine– büyük bir değişimin ve dönüşümün eşiğindeyiz. Bu kez değişimin adı: sentetik.
1940'larda bilginin sayısal olarak işlenmesine yönelik teknolojiler ve bilgi kuramıyla temelleri atılan, 2000'lerde gündelik hayatın dokusuna yerleşen dijitalleşme, bizi kaydedilmiş fiziksel izden modellenmiş gerçekliğe, maddi olandan hesaplanabilir olana doğru kaydırmıştı. Nihayetinde analog fotoğraf ve sinema, temelde indeksik bir ilişkiye dayanıyor. Işık, nesneden yansıyarak film emülsiyonu üzerinde doğrudan fiziksel/kimyasal bir iz bırakıyor; görüntü ile dünya arasında nedensel bir bağ kuruluyor. Bu bağ, analog görüntüye uzun süre bir gerçeklik sertifikası atfetmemize neden oldu. Dijital görüntü ise bu bağı kesmedi, ama dönüştürdü: ışığın izi yerine, sayısal bir temsil üretti. 1 ve 0'lardan oluşan bu yapı, analogun sürekliliğinin aksine ayrık (discrete) birimlere, piksel ve örnekleme mantığına dayanıyordu. Analog yoğun (dense) ve sürekliydi; iki değer arasında sonsuz sayıda ara ton bulunuyordu. Dijital ise kesikli, hesaplanabilir ve yeniden üretilebilir bir modeldi. Bu kırılma, görüntünün ontolojisini dünyanın izi olmaktan çıkarıp dünyanın hesaplanabilir bir simülasyonuna dönüştürdü (Manovich, 2001).
O sürecin ismini dijital dönüşüm koydu. Bugün ise yalnızca modellenmiş değil, sentezlenmiş bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Görüntü artık temsil eden bir araç değil; kendi kendini üreten bir nesneye dönüşmüş durumda. Referansını dış dünyadan almak yerine, kendi içinde kuruyor, çoğaltıyor ve yeniden dağıtıyor. Ve biz, bu üretimin sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Martin Jay'in görme rejimleri (scopic regimes) kavramı, görmenin salt fizyolojik bir eylem değil; tarihsel, teknolojik ve ideolojik olarak inşa edilmiş bir pratik olduğunu hatırlatıyor. Jay'e göre; modernite, tek bir egemen bakıştan ziyade birbiriyle rekabet eden görme biçimlerinin çoğulluğu. Analogdan dijitale, dijitalden sentetiğe geçiş ise bu çoğulluğa yeni bir katman ekliyor: algoritmik görme. Artık yalnızca insanlar değil, makineler de görüyor; yalnızca kaydetmiyor, yorumluyor ve üretiyor.
Bu durumda sormamız gereken sorular basit ama rahatsız edici: Bu bir ilerleme mi? Yoksa görsel kültürün ontolojik, bilişsel ve algısal temellerini yeniden düzenleyen bir anomali mi? Sentetik olan gerçeğin yerini mi alıyor, yoksa gerçeğin ne olduğunu yeniden mi tanımlıyor?
